Menu
RSS

Kent Suçlarıyla Mücadele



Endişeliyiz, tepkiliyiz, kararlıyız…
Kent suçlarını deşifre edeceğiz!
Kentlerimizin, bilim ve planlama anlayışının hiçe sayılması ve sermayenin çıkarlarının çeşitli bahanelerle dayatılması ile yaşanmaz hale gelmesinden endişeliyiz…
Kentsel değerlerimizin tahrip edilmesine, kamu yararının ve halkın her seferinde bir kenara itilmesine tepkiliyiz…
Bizzat hükümet tarafından talimatı verilen, merkezi ve yerel yönetim mekanizmaları tarafından hayata geçirilen, her biri birer “kent suçu” olan, “çılgın, mega vb.” sıfatlarla anılan proje anlayışının kentlerimizi rant uğruna yağmalamasına seyirci kalmamaya kararlıyız…

Kent Suçu Nedir?
Suç, hukuki bir kavram olarak kent ile ilişkilendirildiğinde çeşitli alt başlıklarda incelenebilir. Suç eyleminin, genel olarak Türk Ceza Kanunu (TCK)’nda tanımlanan biçimiyle kent ile ilişkilendirilmesine sayısız örnek verilebilecek olsa da ceza yasaları kent suçunu tanımlamaktan uzaktır.
Uzun yıllardır ülkemizde “kent suçları”, “kente karşı işlenen suçlar” gibi kavramlarla tanımlanan ve asıl olarak kent yaşamını tahrip eden, kente ait olan kültürel, tarihi ve doğal zenginliklerin olumsuz yapısal değişikliklere uğramasına yol açan, kamu yararını gözetmeyen her türlü eylem bu kapsamda tanımlanmaktadır.

“Kent suçunun” yalnızca TCK kapsamında ele alınması yeterli değildir. İmar, Belediye, Kıyı, Orman, Boğaziçi, Çevre Kanunu gibi birçok yasal düzenlemede bu suçun kent ile dolaylı ya da doğrudan bağlantısını gösteren düzenlemeler bulunmaktadır. Öte yandan kent suçunun yalnızca yasalar çerçevesinde ele alınmasının mevcut yasal düzenlemelerin bir dizi gayri meşru özelliği bulunmasından ötürü sınırları olduğu da bir gerçekliktir.
Kentlerimizin ve doğal yaşamımızın bir parçası olan ekosistemde, kalıcı yıkımlara yol açan uygulamaların ülkemizde sayısız örneği bulunmaktadır. Kente karşı işlenen suçlar ya da genel tanımıyla kent suçları, çeşitli eylemler sonucunda zarar gören kentler ve toplum  ile kente zarar veren tarafların etkileşiminde ortaya çıkan bir suçtur. Bu suçun tanımı, tarafları ve sorumlularının yukarıda anılan şekilde yalnızca ülkemiz yasal mevzuatı kapsamında ele alınması, kent suçunun faillerinin bizzat kanun koyucu mekanizmalardan kaynaklandığı düşünülecek olursa yanlış ve eksikli olacaktır.

Kent Suçlarının Sorumluları Kimlerdir?
Kent suçunun taraflarından biri, zarar gören kent ve içinde yaşayan halk olurken zarar veren ya da suçu işleyenin tarafın tanımlanması da önemlidir. Tarifi gereğince suç, ortaya çıkan olumsuz eylemin aktif öznesinin kasıtlı, kusurlu davranışı ya da ihmalinden kaynaklanabilmektedir. Kaldı ki, konu kente karşı işlenen suçlar olduğunda; mülkiyet, sermaye birikimi, kamusal kaynak kullanımı gibi alanlarda “sınırsız” hak iddiaları ve uygulamaları, hukuksal suç fiili ile suçun toplumsal boyutları arasında bağlantı kurulmasını da zorunlu kılmaktadır.

Konunun hukuk alanındaki en genel çerçevesini çizen TCK ve söz konusu kanunun kent ile doğrudan ilgili 181-184. maddelerinde çeşitli tanımlamalar yapılmış olsa da bir kavram olarak “kente karşı işlenen suçlar” ülkemizde henüz net bir şekilde yasal düzlemde tanımlanmamıştır.
TCK, imar kurallarına aykırı uygulamaları cezalandırmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak yargı karşısına yalnızca müteahhitler/yapımcılar çıkarılmaktadır.
Ülkemizde yasalara uygun çalışmayan müteahhitlerin varolduğu tüm toplumca bilinen genel bir olgudur. Ne var ki günümüzde kente karşı işlenen en büyük suçlar, bizzat merkezi yönetimden yani hükümetten başlayarak, çeşitli bakanlık ve idarelerle, valilikler, il özel idareleri, belediye meclislerine kadar uzanan geniş bir yönetim mekanizmasının kararları doğrultusunda hayata geçirilmektedir.

Kamu yararına çalışmakla yükümlü bu kurumların, yalnızca TCK’ya göre değil Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sına göre açıkça suç olduğu belirtilen uygulamalarının göz göre göre hayata geçirildiği pek çok tipik örnek günümüzde yaşanmaktadır. Her ne kadar kent suçu kapsamına giren bu uygulamalara yönelik itiraz yolları yasal olarak açıksa da ülkemizdeki örnekler göstermektedir ki yargı yollarının açık olması bu suçların işlenmesine engel olmak bir yana çoğu kez, rant için yapılan kurnazlıklarla, suça destek olmaktadır. Olumsuz yargı kararları da uygulanmayan olumlu yargı kararları da bu anlamda paralel işlev görmektedir.

Ne yazık ki ülkemizde yukarıda anılan yönetim mekanizmaları ve temsilcilerinin, yetkilerini kamu yararını gözetmek yerine çeşitli yandaş kurum ve kuruluşların çıkarları doğrultusunda kullanması bugün alışkanlık halini alan ve tepki görmeyen bir uygulamaya dönüşmüştür. Çeşitli araştırmalarda, özellikle yerel yönetim mekanizmalarında yer alan birçok kamu görevlisinin doğrudan bu uygulamaları hayata geçiren kurum ve kuruluşlarla organik bağları olduğu ortaya çıkmıştır. Kaldı ki, halka en yakın yönetim birimleri olan yerel yönetimlerin, mevcut iktidar döneminde merkezi yönetim tarafından fazlaca yönlendirildiği de açıktır.

Bu bakımdan kente karşı işlenen suçların yalnızca, teknik, hukuksal ve bilimsel yetersizlikle açıklanması mümkün değildir. Kent suçu kavramı, tam anlamıyla siyasi tercihlerin sonucunda şekillenen bir olgudur.
Kent suçlarının nasıl işlendiğine birkaç örnek vermek gerekirse; ülkemizde bir gökdelen projesi için, imar planlarına uygun olmadan inşaat izni alınıp, inşaat tamamlanabilmekte ve aynı proje hakkında yürütmeyi durdurma kararı çıkmasını takip eden sürede inşaatın yıkımının engellenmesi için Başbakanlık kararı ile ilgili projenin bulunduğu bölgenin belediye sınırları değiştirilebilmektedir… Benzer şekilde İstanbul’un en merkezi yerindeki bir otel projesi için yıkım kararı çıkmasına rağmen otel inşaatı tamamlanmakta ve otelin açılışı devlet yetkililerince şaşalı törenlerle yapılmaktadır…
Yasal mevzuatın kent dokusuna müdahalenin “yasal kılıfı” olarak kullanıldığı, Çevre ve Şehircilik Kanunu, Afet Kanunu gibi birçok düzenleme de konunun bir diğer önemli boyutudur. Özetle ülkemizde kent suçları, alt yönetim kademelerinden değil en üst yönetim kademelerinden başlanarak işlenmektedir.

Ne Yapmak İstiyoruz?
Yukarıda tanımlanan kent suçlarının, ülkemizde gündeme gelmemesinin hatta bu suçları işleyenlerden hiçbir şekilde hesap sorulmamasının makul olmadığını düşünüyoruz. Kentlerimizin sermayenin çıkarları doğrultusunda, rant uğruna yağmalanmasına seyirci kalmak istemiyoruz.
Yasalarda, kent suçları tanımının net olarak tanımlanmasını ve bunun yasal dayanaklarının oluşturulmasını, kamu adına seçilen, ilgili yönetim kademelerinde görev alanların kent suçu kapsamında sorumlu tutulmalarını talep ediyoruz.
Sermayenin çıkarları için değil halkın ihtiyaçlarını gözeten kentsel/kamusal politikaların oluşturulması için verilen mücadelede toplumcu bilim insanları olarak sorumluluk taşıdığımızın farkındayız.
Bu noktadan hareketle bugünden itibaren başlatacağımız çalışmamızla, kent suçlarının yukarıda tanımladığımız biçimde yakın takipçisi olacağımızı duyururuz.

 

back to top